Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 72)

Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 72)

72 SIRA NO’LU VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ

Resmi Gazete Tarihi: 08/07/1964
Resmi Gazete No:
4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun bazı madde ve fıkralarının değiştirilmesi ve bu kanuna bazı hükümler eklenmesi hakkındaki 26/6/1964 tarihli ve 485 sayılı Kanun Resmi Gazete’nin 8/7/1964 tarihli ve 11748 sayılı nüshasında yayınlanmış ve yayınlandığı tarihte yürürlüğe girmiştir.Yeni kanunla Vergi Usul Kanununda yapılan değişikliklerin ve bu kanuna eklenen hükümlerin bazıları madde numarası sırasiyle aşağıda açıklanmıştır.

1- (Madde – 1) 5432 sayılı Vergi Usul Kanunu ile yeni bir müessese olarak vergi hukukumuza girmiş ve 213 sayılı Yeni Vergi Usul Kanununda aynen yer almış olan vergi mahremiyeti hükümleriyle, Vergi Kanunlarının tatbiki dolayısiyle edinilen ve gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmaması bakımından mükelleflere ve diğer ilgililere teminat tanındığı malumdur. Bu itibarla şimdiye kadar olduğu gibi, bundan böyle de mükellefin ve mükellefle ilgili kimselerin şahıslarına, muamele ve hesap durumlarına, işlerine, işletmelerine, servetlerine veya mesleklerine müteallik olmak üzere öğrenilen sırların veya gizli kalması lazım gelen diğer hususların ifşa edilemiyeceği ve bunların öğrenenlerin kendi veya üçüncü şahıslar yararına kullanamayacakları tabiidir. Ancak bir çok memleketlerdeki uygulamalarda, mükelleflerin beyan ettikleri vergi miktarlarının açıklanmasının vergi güvenliğini sağladığı anlaşılmış olduğundan memleketimizde de bu amaçla uygulamaya yeni bir yön verilmesi için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 5 inci maddesinin sonuna 485 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle “ancak, vergi güvenliğini sağlamak amacıyla Gelir Vergisi mükelleflerinin yıllık Gelir Vergisi (Mahsuptan evvelki vergisi),(1) sermaye şirketlerinin Kurumlar Vergisi beyannameleri üzerinden tarh olunan Gelir ve Kurumlar Vergileri ile mükelleflerin adları ve ünvanları, bağlı oldukları vergi dairelerince beyannamelerin verildiği yıl içinde dairenin münasip yerlerine asılacak cetvellerde açıklanmakla beraber ayrıca kitap halinde veya Resmi Gazete ile yayımlanır.(2) Mükellefin bağlı olduğu teşekkül varsa, bu ilan orada da yapılır.

Beyanname vermiyenlerle zarar gösterenlerin bu durumları cetvellerde belirtilir.

Açıklanan bu bilgiler ele alınarak mükelleflerin haysiyet, şeref ve haklarına tecavüz edilemez. Aksine hareket edenler hakkında T. Ceza Kanununun 480, 481 ve 482 nci maddelerdeki cezalar üç misli olarak hükmolunur.” hükümleri eklenmiş bulunmaktadır.

5 inci madde ile sağlanan gizlilik ilkesine istisna teşkil eden bu yeni hükümler, halen alınmakta olan vergilerden yalnız gelir ve kurumlar vergilerinde bazı durumları kapsamakta olup, bu durumların açıklanması gerekmektedir. Buna göre :

a) Gelir Vergisi

Gelir Vergisi Kanununun 2 nci maddesinin 1-7 numaralı bentlerinde sayılan gelir unsurlarından doğan ve mükellef tarafından yıllık gelir vergisi beyannamesiyle bildirilip vergi dairesince tahakkuk fişi esasında tarholunan gelir vergisinin, aynı kanun gereğince yapılması sürekli mahsuptan evvelki miktarı ilan edilecektir.

Bu yeni hükümlerde, mükelleflerin adlarının açıklanacağı belirtilmiş bulunduğuna göre, Gelir Vergisi Kanunu gereğince aile reisi beyanına müsteniden tarholunan gelir vergisinden, eşlerin ve çocukların adlarının hizasında herbirinin hissesine isabet eden miktarın ayrı ayrı gösterilmesi gerekmektedir.

b) Kurumlar Vergisi :

Sermaye şirketlerinin yani, Kurumlar Vergisi Kanununun 199 saylı Kanunla değişen 2 nci maddesinde belirtildiği üzere, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, eshamlı komandit ve limited şirketlerle aynı mahiyetteki yabancı kurumlarca verilen kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden vergi dairesince tahakkuk fişi esasında tarholunan kurumlar vergileri ilan olunacaktır.

Gelir Vergisi Kanunu gereğince yıllık beyanname vermesi gereken mükelleflerle sermaye şirketlerince beyannamenin verilmemesi veya verilen kurumlar ve yıllık gelir vergileri beyannamelerinde zarar gösterilmesi halinde bu durumlar da keza ilan edilecektir.

Gerek yeni hükümlerin açıklığından gerekse yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere :

I _ Münferit ve muhtasar beyannamelere müsteniden tarh olunan gelir vergileri,

II _ Sermaye şirketleri dışında kalan kurumlar vergisi mükelleflerince verilen kurum beyannamelerine dayanılarak tarh olunan kurumlar vergileri,

III _ Gider, Veraset ve İntikal ve diğer vergi kanunları mucibince verilen beyannamelere müsteniden tarh olunan vergiler,

IV _ Yıllık beyanname vermesi gereken gelir vergisi mükellefleri ile sermaye şirketleri ve yukarıda I, II, III, üncü paragraflarda belirtilen mükellefler adlarına resen veya ikmalen tarh olunan vergiler,

V _ Vergi dairelerince Vergi Usul Kanununa müsteniden kesilen vergi cezaları
İlan edilmiyecektir.

Mükellefler tarafından verilen yıllık gelir vergisi beyannamelerine ve sermaye şirketlerince verilen kurumlar vergisi beyannamelerine dayanılarak tarh olunan gelir vergilerinin mahsuptan evvelki miktarlariyle kurumlar vergilerini ve mükelleflerin adlarını, ünvanlarını, gelir ve kurumlar vergileri mükelleflerince beyanname verilmemiş olduğu veya verilen beyannamelerde zarar gösterilmiş bulunduğu takdirde bu durumları kapsayan cetvellerin, bu beyannamelerin verildiği yıl içinde vergi dairelerince dairenin münasip yerlerine asılması suretiyle ilan edilmesi gerekir.

Uygulamayı kolaylaştırmak bakımından Defterdarlıkça İl merkezi ile bağlı ilçelerde varsa mükelleflerin bağlı oldukları teşekkülerin derhal tesbit olunarak vergi daireleri müdürlüklerine ivedilikle bildirilmesi ve vergi dairelerince yukarıda söz konusu olan ilan cetvellerinin bu teşekküllere gönderilmesi gerekir.

485 sayılı kanun 1963 işlemlerine ilişkin gelir ve kurumlar vergileri beyannamelerinin verilmesinden sonra 8/7/1964 gününde yürürlüğe girmiş bulunduğundan bu hükmün ilk defa 1961 takvim yılına ilişkin vergilere uygulanması gerekmektedir.

Maddenin sonunda belirtilen hallerde Türk Ceza Kanununun anılan ceza hükümlerinin uygulanacağı tabiidir.

2 _ (Madde – 2) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun resen vergi tarhı hakkındaki 30 uncu maddesine iki fıkra eklenmiştir.

a) Bunlardan ilk fıkra “vergi beyannamelerini kanuni sürenin sonundan itibaren l gün geçtikten sonra vermiş olanlara bu beyannamelerinde gösterdikleri gelir üzerinden gerekli tarhiyat yapılır” hükmünü kapsamaktadır.

Bilindiği gibi, 213 sayılı kanunun 352 nci maddesinin 1 inci derece usulsüzlüklere ilişkin 1 numaralı bendinde “342 nci maddede yazılı süreden sonra verilmiş beyannameler hiç verilmemiş sayılır.” denildiğinden, 342 nci maddede yazılı 15 günlük bekleme süresinden sonra ve 371 inci madde mucibince pişmanlık ve islah hükümlerine ilişkin olmaksızın verilmiş olan beyannameler vergi tarhına esas tutulamıyordu. Söz konusu bu yeni fıkra hükmü ile, 15 günlük ek süreden sonra verilen beyannamede gösterilen gelire göre vergi tarh edilmesi kabul edilmiş olduğundan bu sakınca ortadan kalkmış bulunmaktadır.

Yeni fıkra hükmünün uygulanmasında aşağıda belirtilen durumlarla karşılaşılabilir. Şöyle ki : Kanuni ve ek süreler içinde beyanname vermemiş olanlar 18/2/1964 tarihli ve 24491 – 108 – 11/5723 sayılı tamimimize ilişkin tarifname mucibince kullanılmakta olan “Beyanname, Resen Tarh ve Usulsüzlük Cezası Takip Defteri” kayıtlarından bu sürelerin bitmesinden sonra derhal tespit olunarak haklarında 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30 uncu maddesinin “vergi beyannamesi kanuni sürenin sonundan başlıyarak 1 gün geçtiği halde verilmemiş olursa;” hükmü gereğince resen takdir talebinde bulunulmuş olacağı şüphesizdir. Ancak, vergi dairesince henüz resen takdir talebinde bulunulmadan evvel mükellef, pişmanlık ve islah hükümlerine ilişkin olmaksızın, 485 sayılı Kanunun söz konusu fıkrasına dayanarak beyannamesini vermiş olabilir.

Bu durumlardan ilkine göre, yani vergi dairesince resen takdir talebinde bulunulmuş olmasından sonra mükellefin 48 sayılı Kanunla mevzu hüküm gereğince beyanname vermiş olması halinde ;

I _ Beyannamede gösterilen gelir üzerinden vergi dairesince verginin tarh ve tebliğ edilmesi,

II _ Vergi Usul Kanununun “mükellefin evvelce beyan ettiği bir matraha ait olan takdir işlerinde, takdir olunan matrah mükellefin beyanından düşük olamaz.” hükümünü kapsayan 76 ncı maddesinin layıkı ile uygulanması bakımından Takdir Komisyonunun dikkat nazarının çekilebilmesi amaciyle durumun derhal Takdir Komisyonuna da bir yazı ile bildirilmesi,

gerekir.

İkinci duruma göre, yani; vergi dairesince mükellef hakkında 30 uncu maddenin 1 numaralı bendi gereğince resen takdir talebinde bulunulmadan evvel mükellefin pişmanlık ve islah hükümlerine ilişkin olmaksızın 48 sayılı kanuna dayanarak beyannamesini vermiş olması halinde;

I – Beyannamede gösterilen gelir üzerinden vergi tarh ve tebliğ edilmesi,

II _ Mükellefin 485 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin ilk fıkrası gereğince beyanname vermiş ve beyannamede gösterdiği (…) liralık gelir üzerinden namına vergi tarh edilmiş olduğu da belirtilmek suretiyle 30 uncu maddenin 1 numaralı bendine müsteniden vergi dairesince takdir talebinde bulunulması,

gerekir.

Bu yeni hükmün kabulündeki amaç, mükellefin ek sürede beyanname vermek ödevini yerine getirememiş olmasından dolayı zamanında tahakkuk etmemiş olan vergi borcunu ödemek hususundaki arzusunun, resen takdir işleminin tamamlanmasına bırakılmaksızın hemen kabul edilmesini sağlamaktır. Bundan ötürü, 32 nci maddede yazılı 15 günlük ek süreden sonra ve 371 inci madde mucibince pişmanlık ve islah hükümlerine ilişkin olmaksızın bu yeni hükme dayanarak mükellefin düzenleyip vergi dairesine verdiği beyannamede gösterdiği gelir üzerinden, verginin tarh edilmesi ve 35 inci maddede yazılı (resen tarha mahsus ihbarname) ile hemen tebliğ edilmesi ve düzenlenen ihbarnamelerin bütün nüshalarına (vergi, 485 sayılı Kanunun 2 nci maddesine dayanılarak mükellefçe verilen beyannamede gösterilen gelir üzerinden tarh olunmuştur.) cümlesinin yazılması suretiyle tarh mesnedinin bildirilmesi gerekir.

Bu hükme dayanılarak tarih ve tebliğ olunan verginin vadesine gelince :

Vergi Usul Kanununun 112 nci maddesinde “1. ….. resen tarh olunan vergiler taksit zamanından evvel tahakkuk etmişse taksit süreleri içinde, taksit süreleri kısmen veya tamamen geçtikten sonra tahakkuk etmişse; geçmiş taksitler, tahakkuk tarihinden başlıyarak bir ay içinde ödenir” denildiğinden verginin vadesinin buna göre hesaplanması iktiza eder.

Beyannamesini ek süre içinde vermemiş olan mükellefin bu suretle hem usulsüzlük işlemiş ve hem de 342 nci madde mucibince vergi ziyana sebebiyet vermiş olacağı ve 341 inci maddenin sonunda “yukarıki fıkralarda yazılı hallerde verginin sonradan tahakkuk ettirilmesi ………. ceza uygulanmasına mani teşkil etmez” denildiği malumdur. Buna göre, 8 sayılı Kanuna dayanarak beyanname vermiş olan mükellef adına, ek süre sonuna kadar beyanname vermemiş olmasından ötürü, 32 nci madde mucibince iki kat olarak usulsüzlük cezası kesilmesi ve ayrıca 336 ncı maddenin “usulsüzlük cezası kesilen bir fiil ile vergi ziyaına da sebebiyet verildiği sonradan anlaşıldığı takdirde evvelce usulsüzlük cezasının kesilmiş olması, bu cezanın ziyaa uğratılan vergiden dolayı kesilmesi gereken kaçakçılık veya kusur cezası ile mukayesesine ve noksan kesilen cezanın ikmaline mani değildir.” hükmü mucibince işlem yapılması ve kesilen cezanın ceza ihbarnamesiyle hemen tebliğ edilmesi ve ihbarnamelerin bütün nüshalarında (cezanın 485 sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre tarh ve tebliğ olunan vergiye ilişkin bulunduğu) nun belirtilmesi gerekir.

Bununla beraber, 485 sayılı kanunun yeni hüküm gereğince 15 günlük ek süreden sonra verilen beyanname üzerinden tarh olunan vergi ve bu vergiye ilişkin vergi cezasından ötürü mükellefin uzlaşma, ceza indirimi, itiraz, düzeltme hükümleri karşısındaki hakları saklıdır.

b) İlk fıkranın “takdir komisyonunca mükellefin beyanından fazla bir matrah takdir olunduğu ahvalde bu fark nazara alınmak suretiyle re’sen vergi tarh olunur.” hükmü ile de, yukarıda açıklanan esaslara göre ve pişmanlık ve islah hükmüne ilişkin olmaksızın mükellefin ek süreden sonra vermiş olduğu beyannamede gösterilen gelir üzerinden vergi tarh edildikten ve vergi cezası kesildikten ve bunların vergi ve ceza ihbarnameleriyle mükellefe tebliğ olunmasından sonra yapılacak işlem nizamlanmış bulunmaktadır. Buna göre, Takdir Komisyonunca ittihaz olunan kararda gösterilen matrah mükellefin 485 sayılı kanuna dayanarak verdiği beyannamede gösterildiği miktardan fazla olduğu ahvalde Takdir Komisyonu kararında belirtilen matrah üzerinden hesaplanacak vergiden beyannamede gösterilen matraha göre tarh ve tebliğ edilmiş olan verginin mahsup edilmesi gereklidir. Bu itibarla re’sen takdir kararına göre tarh olunan vergiye ilişkin re’sen takdir ihbarnamesinin düzenlenmesi sırasında bu cihetin gözönünde bulundurulması iktiza eder. Keza evvelce kesilmiş olan vergi cezasının da takdir kararında gösterilen matraha göre hesaplanan vergiye nazaran artması halinde aradaki farkın ceza ihbarnamesiyle tebliğ edilmesi icap eder.

Ancak yukarıda belirtilen esaslara göre tarh olunan verginin tarhına mesnet tutulan takdir kararında gösterilen matraha vergi dairesince kanaat edilmediği ahvalde bir karara karşı kaza mercilerine baş vurulabileceği şüphesizdir.

c) Maddenin “yukarıki bentlerin hükümlerine göre re’sen vergi tarhını gerektiren bir sebep yanında ikmalen vergi tarhını da lüzumlu kılan bir durum mevcut ise re’sen takdir sonucu beklenmeksizin gerekli ikmal tarhiyatı yapılır. Re’sen takdir sırasında ikmal tarhiyatına mesnet olan matrah farkı nazara alınmışsa vergi tarhı sırasında evvelce tarh edilmiş olan vergi indirilir.” hükmünü kapsayan ikinci fıkrası 30 uncu maddenin tümünü kavramaktadır.

Vergi Usul Kanununun 29 ve 30 uncu maddelerine göre, matrahın maddi delillere(3) veya kanuni ölçülere dayanılarak tesbiti halinde ikmalen tarhiyat yapılması, maddi delillerin mevcut olmaması halinde ise re’sen takdir kararına müsteniden vergi tarh edilmesi gerektiği malumdur.

Uygulamalarda, bazan, matrahın bir kısmının maddi delillere(3) dayanılarak tesbit edilmesi yanında bir kısmının da Takdir Komisyonunca takdir olunmasına lüzum gösterildiği cihetle, bu kabil hallerde maddi delillere dayanılarak tesbit olunan matrah kısmı üzerinden tarhiyat yapılabilmesi için artık takdir komisyonunca takdir olunacak matraha ilişkin takdir kararının vergi dairesine tevdiine intizar edilmesine mahal kalmamıştır. Bu itibarla maddi delillere veya kanuni ölçülere dayanılarak tesbit olunan matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi dairesince derhal tarh edilecek verginin ihbarname ile tebliğine tevessül edilmesi ve 30 uncu maddenin hükümlerine göre re’sen vergi tarhını gerektiren sebebin mevcut olması halinde olayın takdir komisyonuna intikal ettirilmesi ve takdir kararına dayanılarak da ayrıca tarhiyat yapılması icap etmektedir. Ancak, takdir kârarında belirtilen miktar içinde, evvelce ikmalen tarh olunan vergiye mesnet olan matrahın dahil olup olmadığının araştırılması ve dahil bulunduğunun anlaşılması halinde takdir kararında belirtilen miktar üzerinden vergi dairesince hesap olunacak vergiden evvelce tarh ve tebliğ edilmiş olan verginin düşülmesi ve mükellefe tebliğ olunacak ihbarnamede bu ameliyenin gösterilmesi gerekir. Uygulamalarda bu durumlarda vergi dairesiyle Takdir Komisyonu arasında yazışmalara ve mükellef ile vergi dairesi arasında anlaşmazlığa mahal kalmaması için Takdir Komisyonu kararında belirtilen miktar içinde, ikmal tarhiyatına mesnet olan matrah kısmının dahil bulunup bulunmadığının behemahal Takdir Komisyonu kararında belirtilmesi hususunun önemle gözetilmesi gerekir. Bu hallerde vergi dairesince takdire sevk fişinin düzenlenmesi sırasında “takdir komisyonunca takdir olunacak matraha, ikmal tarhiyatına mesnet tutulan miktarın dahil olup olmadığının takdir kararında belirtilmesi” şeklinde takdire sevk fişine bir not konulması maksadı temin edecektir.

3 _ (Madde – 4) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Maliye Bakanlığı yaptığı incelemeler sonunda nispetsiz veya hatalı gördüğü ortalama kar hadlerinin 42 nci maddede yazılı usule göre yeniden tesbit edilmesini Ticaret Odalarından veya Belediyelerden ister. İkinci tespite de kanaat etmediği takdirde son karara karşı Danıştaya müracaat edebilir. Danıştay bu müracaatları tercihen inceleyerek karara bağlar.” hükmünü kapsayan 43 üncü maddesi 485 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle değiştirilmiştir.

Bu yeni madde hükmüne göre, 42 nci maddenin değişik ilk fıkrası uyarınca İl Merkezinde kurulan özel komisyonca ortalama kar hadleri yönetmeliğinde belirtilen esaslar gözönüne alınmak suretiyle tayin olunan ortalama kar hedlerine ilişkin cetvellerin düzenlenmesini takip eden ay içinde Bakanlığımıza gönderilmesi gerekmektedir.

Bakanlığımıza gelen cetveller Ortalama Kar Hadleri Merkez Komisyonuna tevdi olunacaktır.

Ortalama Kar Hadleri Merkez Komisyonu Bakanlığınız Müsteşarının başkânlığında Gelirler Genel Müdürü veya bunların tevkil edeceği kimseler ile Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliğinin üç temsilcisinin iştirakiyle Bakanlığımızda kurulmuştur.(4)

İllerce Bakanlığımıza gönderilen ortalama kar hadleri cetvelleri merkez komisyonunca incelenip hatalı ve noksan bulunanlar ile bölgeleri itibariyle uygunluk göstermiyenler gerekçeli olarak ilgili özel komisyona geri gönderilecektir. Bu cetveller, özel komisyonca yeniden incelenerek gerekli düzeltmeler yapıldıktan ve düzeltme sebebi görülmiyenler hakkında ise gerekçeleri belirtildikten sonra, tekrar Bakanlığımızda müteşekkil ortalama kar hadleri merkez komisyonuna geri çevrilecektir.

Merkez komisyonunca bu cetveller üzerinde son incelemenin yapılması suretiyle ortalama kar hadleri kesin olarak tayin edilecektir.

Kesinleşen orialama kar hadlerine ilişkin cetveller Bakanlığımızca mahallerine tebliğ olunacaktır.

Vergi dairelerince, Bakanlıktan gelen bu cetveller bir ay süre ile, dairenin uygun bir yerine asılmak suretiyle ilan edilecektir. Bu cetveller ayrıca Resmi Gazete ile ilan olunur.

4. (Madde – 6) 213 sayılı Kanunun menkul kıymetlerin değerlenmesine ilişkin olup “Türk Borsalarında kayıtlı olan Türk ve yabancı esham ve tahvilat borsa rayici ile, borsada kayıtlı olmayan esham ve tahvilat alış bedeli ile değerlenir.

Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılır ise bu rayiç yerine alış bedeli esas olur.” hükmünü kapsayan 279 uncu maddesi 485 sayılı kanunun 6 ncı maddesiyle “Türk ve yabancı esham ve tahvilat alış bedeli ile değerlenir.” şeklinde değiştirilmiştir.

Ancak 279 uncu maddesinin bu değişik hükmünün, 485 sayılı kanun yürürlüğe girdiği tarihten sonra iktisap olunan esham ve tahvilat için uygulanacağı ve 485 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden önce sahip olunan esham ve tahvilatın ise son bilançoda kayıtlı değerleri üzerinden değerlenmelerine devam olunacağı, 485 sayılı kanunun geçici maddesinde hükme bağlanmış bulunduğundan ve 485 sayılı kanun 8 Temmuz 1964 Günlü Resmi Gazetede yayımlanmış olduğundan değerlemede bu geçici ikinci madde hükmünün de gözönünde bulundurulması gerekir.

5 _ (Madde – 7) 213 sayılı kanunun yabancı paraların değerlenmesine ilişkin 280 inci maddesinin ilk fıkrasının “yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. 279 uncu maddenin son fıkrası hükmü yabancı paraların değerlenmesinde de uygulanır.” şeklindeki hükmü, 485 sayılı kanunun 7 nci maddesiyle “yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılır ise bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır.” şeklinde değiştirilmiştir.

Bu maddede değişiklik yapılması, 279 uncu maddenin değiştirilmiş olmasından doğan bir zorunluğa dayanmaktadır. Bu itibarla seni hüküm uygulamalarda herhangi bir değişikliği gerektirmeyecektir.

6- (Madde – 8) Vergi Usul Kanununun servetlerin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerinden biri olan 294 üncü maddesi değişmiştir.

Anılan 294 üncü maddenin “ticari sermayeye dahil olsun olmasın bütün esham ve tahvilatın ve yabancı paraların ve yabancı paralar üzerinden tanzim edilmiş ve borç senetlerinin değerlenmesinde 2 nci bölüm hükümleri uygulanır.” Hükmünü kapsadığı malumdur.

Bu madde hükmü 485 sayılı kanunla “ticari sermayeye dahil olsun olmasın bütün esham ve tahvilat borsa rayici ile, borsada kayıtlı olmayan esham ve tahvilat emsali bedelleri ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrürünün muvazaa olduğu anlaşılır ise bu rayiç yerine emsal bedeli esas olur.

Ticari sermayeye dahil olsun olmasın yabancı paraların ve yabancı paralar üzerinden tanzim edilmiş alacak ve borç senetlerinin değerlenmesinde 2 nci bölüm hükümleri uygulanır.” Şeklinde değiştirilmiştir.

Maddenin değişmeden evvelki ve sonraki metinlerinde atıf yapılan 2 nci bölüm, Vergi Usul Kanununun 269 ila 290 ıncı maddelerini içine almaktadır.

Bu maddenin değişmeden evvelki şeklinde, esham ve tahvilat ile yabancı para ve yabancı para üzerinden düzenlenmiş olan alacak ve borç senetlerinin değerlenme esasları konusunda 2 nci bölüme atıf yapıldığı halde değişik maddenin ilk fıkrasında esham ve tahvilatın, ikinci fıkrasında ise yabancı paraların ve yabancı para üzerinden düzenlenmiş olan alacak ve borç senetlerinin değerleme esaslarının nizamlanmış olduğu görülmektedir. Bu itibarla açıklamamızın da bu iki fıkraya mütenazır olmasında fayda görülmüştür.

a) İlk fıkra : Maddenin değiştirilmeden evvelki metnine göre, değerlenecek servet meyanında bulunan esham ve tahvilattan bunların ticari sermayeye dahil olup olmadığına bakılmaksızın 279 uncu maddede yazılı olduğu üzere Türk borsalarında kayıtlı olanların borsa rayici borsada kayıtlı olmayanların alış bedeli üzerinden değerlenmesi ve fakat borsa rayicinin muvazaalı olduğunun anlaşılması halinde değerlemeye alış bedelinin esas tutulması gerekmekte idi.

485 sayılı Kanunla kabul olunan yeni metne göre, ticari sermayeye dahil olsun olmasın bütün esham ve tahvilat borsa rayici ile, borsada kayıtlı olmayan bütün esham ve tahvilat ise emsal bedeli ile değerlenecek ve borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğunun anlaşılması halinde değerlemeye, borsa rayici yerine, emsal bedeli esas alınacaktır.

b) Yeni ikinci fıkra ile, ticari sermayeye dahil olsun olmasın yabancı paralar üzerinden tanzim edilmiş alacak ve borç senetlerinin değerlenmesinde ikinci bölüm hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir. Buna göre, bu kabil servetlerin değerlenmesinde 280 inci maddenin 485 sayılı kanunla değişik “yabancı paralar borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayicinin takarrüründe muvazaa olduğu anlaşılır ise bu rayiç yerine alış bedeli esas alınır.” hükmü ile 280 inci maddenin halen meri bulunan yabancı paranın borsa rayici yoksa değerlemeye uygulanacak kur Maliye Bakanlığınca tespit olunur.

Bu maddenin hükmü yabancı para ile olan senetli veya senetsiz alacaklar ve borçlar hakkında da caridir. hükümlerinin – senetsiz alacak ve borçlara ilişkin kısmı hariç – uygulanması gerekir.

294 üncü maddenin bu değişik hükümleri 485 sayılı Kanunun yayımlandığı 8/7/1964 tarihinde yürürlüğe girdiği için bu tarihten önce Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu gereğince vergi mevzuu olan servetler meyanında bulunan esham, tahvilat, yabancı para, yabancı para üzerinden düzenlenmiş borç ve alacak senetlerinin değerlemesinde değişmeden evvelki hükümler uygulanacaktır.

7- (Madde – 9) 213 sayılı Kanunun 352 nci maddesinin “II nci derece usulsüzlükler” bölümüne “yıllık beyannamede hiç gider bildiriminde bulunulmaması veya gider unsurlarından bir kısmının bildirilmemesi” şeklinde 5 numaralı bent eklenmiştir.

Gelir Vergisi Kanunu gereğince düzenlenen yıllık gelir vergisi beyannamesine ilişkin bu usulsüzlük fiilinin işlenmesi halinde II nci dereceden usulsüzlük cezası cetvelinde yazılı cezanın derhal kesilip tebliğ edilmesi gerekir.

8- (Madde – 10) 213 sayılı Kanunun “Veraset ve İntikal Vergisi beyannamelerini kanuni süresinin bitmesini takip eden günden başlıyarak 15 gün içinde verenlere, 25 liradan az olmamak şartiyle verginin % 2’si, daha sonra verenlere 50 liradan az olmamak şartiyle verginin % 5’i tutarında usulsüzlük cezası kesilir.” hükmünü kapsayan 354 üncü maddesi “Veraset ve İntikal Vergisi beyannamelerini kanuni süresinin bitmesini takip eden günden başlıyarak l5 gün içinde verenlere 25 liradan az 250 liradan çok olmamak şartiyle verginin % 2’si; daha sonra verenlere 100 liradan az 2000 liradan çok olmamak şartiyle % 5’i tutarında usulsüzlük cezası kesilir.” şeklinde değiştirilmiş olduğundan tarh olunan Veraset ve İntikal Vergisinin % 2 veya % 5’i nisbetinde hesaplanacak usulsüzlük cezasının yeni maddede yazılı asgari hadde iblağ veya azami hadde ircaından sonra ceza ihbarnamesi ile muhatabına tebliğ olunması lazım gelir.(5)

9. (Madde – 11 ve 12) uzlaşma hakkındaki ek 1 inci maddeye 485 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle, 6 numaralı yeni bir bent eklenmiştir.

Bu bent hükmü ile, Gelir Vergisi Kanununda yer alan ortalama kar haddi ve gider esası hükümlerine göre tarh edilmiş olan vergilerin de uzlaşma konusu yapılabileceği kabul edilmiştir.

485 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle de “Maliye Bakanlığı lüzum gördüğü mahallerde ortalama kar haddi ve gider esasları ile ilgili uzlaşma taleplerinin incelenmesi içinde ayrı uzlaşma komisyonları teşkil ve bu komisyonların kimlerden terekküp edeceğini tayin edebilir.” Hükmü kabul olunmuştur.

Kanunun anılan 12 nci maddesiyle Bakanlığımıza tanınmış olan yetkiye dayanılarak şimdilik yalnız İstanbul’da belediye sınırları içindeki müstakil vergi dairelerinde, Vergi Dairesi Müdürünün Başkanlığında aynı vergi dairesinden Defterdarlıkça görevlendirilecek iki memurun iştirakiyle uzlaşma komisyonu kurulması uygun görülmüştür.(6)

Bu itibarla, ortalama kar haddi ve gider esasında tarh olunan vergilere ilişkin uzlaşma taleplerinin, miktar mevzuubahis olmaksızın :

a) İstanbul’da mükellefin bağlı olduğu vergi dairesinde yukarda belirtilen memurların iştirakiyle kurulan,

b) Diğer il ve ilçelerde o mahalde evvelce kurulmuş olan,

uzlaşma komisyonlarınca, uzlaşma hükümlerine ilişkin (Vergi Usul Kanunu) 65 sıra sayılı genel tebliğ esaslarına göre incelenmesi gerekir.

Bilgi edinilmesini tamimen rica ederim.

(1) Mahsuptan evvelki vergisi) ibaresi 2365 sayılı kanunla 1.1.1981 tarihinden geçerli olmak üzere kaldırılmıştır. Muhtelif kanunlarla da yeni düzenlemeler yapılmıştır.
(2) “Resmi gazetede yayımlanma” hususu 2365 sayılı Kanunla 1.1.1981 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.
(3) VUK’nun 29’uncu maddesinde bulunan “maddi delil” tabiri 2365 sayılı kanunla ve 1.1.1981 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere “defter kayıt ve belgeler” şeklinde değiştirilmiştir..
(4) Ortalama Kar Hadleri Merkez Komisyonunun teşkil tarzı 2365 sayılı kanunla 1.1.1981 tarihinden itibaren yeniden belirlenmiştir. şöyleki; “Maliye Bakanlığı Müsteşarının bağkanlığında, Gelirler Genel Müdürü ilgili Genel Müdür Başyardımcısı veya bunların tevkil edeceği kimselerle, Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliğinin iki temsilcisinden kurulur.”
(5) Veraset ve intikal Vergisinde özel usulsüzlük cezasını düzenleyen VUK’nun 354. maddesi 1.1.1981 tarihinden geçerli olmak üzere 2365 sayılı Kanunla kaldırılmıştır.
(6) Uzlaşma Komisyonunun kuruluşuyla ilgili açıklamaların geçerliliği kalmamıştır.